Eleks işçileri direnişte
Mersin Serbest Bölgede Eleks konfeksiyonda çalışan işçilerle IMF ve Dünya Bankası yürüyüşünde karşılaştık. İşçiler “Sesimizi duyan yok mu?” diye feryat ediyorlar. Deyim yerinde ise köle pazarında köleler isyan ediyor. Ama duyan yok. Sermayenin basını sus pus. İşçilerin anlattıklarına göre, 12 bin insan çalışıyor. Bunların en az 5-6 bini kayıt dışı. Uluslar arası ve ulusal sermayenin en dizginsiz sömürü alanı olarak kullanılıyor Mersin Serbest Bölgesi. Devlet sermayeye her türlü imkanı sağlamış. İşçilerin ödenmeyen paraları konusunda patrona en ufak bir baskı yok. İşçiler patronu mahkemeye vermek için dosya parasını dahi bulamıyorlar. İşçiler ise tüm bu baskılara ve zorluklara rağmen direnmeye devam diyor.
Aşağıda Eleks’de çalışan işçilerden, Hüseyin Erçe, Siraç Boşal ve Abdullah İnekçioğlu ile Eleks’deki gelişme üzerine konuştuk. Komite üyesi Hüseyin Erçe sorularımızı yanıtladı.
YDİ Çağrı: Eleks’deki gelişme ile ilgili bize bilgi verebilir misiniz?
Hüseyin Erçe: Eleks konfeksiyon Mersin Serbest Bölge’de 1993 yılından bu yana faaliyette. 160 çalışanı olan fabrikada, Mart 2009 tarihinden bu yana maaşlarımızı alamıyoruz. İşimizi kaybetme korkusu ile ‘ha bugün, ha yarın, ha gelecek ay paranızı vereceğiz’ diye bizi avuttular. Biz de çaresiz olarak bu avuntuya inanmak zorunda kaldık. Böylece 24 Ağustos’a kadar sesimizi çıkarmadık. 24 Ağustos’ta patron fabrikanın kapısına kilit vurarak işçilerin 1 milyon TL üzerinde olan parasını alıp kaçıp gitti. Daha sonra öğreniyoruz ki patron, devlete olan tüm borçlarını ve hacizli olan iş makinelerinin borçlarını da ödemiş.
6 aydan bu yana parasız olduğumuz için mahkemeye de başvuramıyoruz. Sağ olsun KESK bize yardımcı oluyor. Avukatları bizden avukat parası da istemiyor. Ve fakat yalnız mahkemeye başvurmak için dosya masrafları bayağı bir para tutuyor. Bunu bizim ödememiz lazım. Bu masrafı karşılayacak paramızda yok. Çocuklarımızı okula göndermeye zorlanıyoruz. Çok mağdur durumdayız.
YDİ Çağrı: Şu an kaç işçi direniyor?
Hüseyin Erçe: Şu an 100 işçi çalışıyor görünüyor. Hepimiz de fabrika önündeyiz. Direniyoruz. Basın açıklamaları yapıyoruz. Patronumuz Konyalı olduğu için Konya’ya kadar gidip oradan da basın açıklaması ile sesimizi duyurduk. Patrona şu mesajı verdik; “Ne kadar kaçarsan kaç her an ensendeyiz.”
Sağ olsun basın, tabiî ki ilerici devrimci basın hep yanımızda. Ulusal sermayenin basını sesimizi duyurmuyor.
YDİ Çağrı: Patron işyerini kapatırken size herhangi bir gerekçe göstermedi mi?
Hüseyin Erçe: Hayır işyerimiz kapalı değildi. Bize sadece 24 Ağustos tarihi itibarı ile kısa çalışmaya gideceklerini, bundan dolayı da kapalı olacaklarını, bizim de iş kurda kısa çalışma ödeneği alacağımızı söylediler.
Bunun üzerine İş Kur’a giderek başvurduk. 24 Ağustos itibarı ile böyle bir başvuru olmuş. Ayda 400 TL devlette para alacağız diye sevindik. Tabi ki bu geriye dönük alacaklarımızın peşini bıraktığımız anlamına gelmiyor. Başvurduktan sonra 9 Eylül günü tekrar İş Kur’a giderek ‘ne oldu, paralarımızı ne zaman alacağız’ diye sorduk. İş Kur’da bir şokla karşılaştık. Patron tekrar 24 Ocak tarihi itibarı ile verdiği dilekçeyi geri çekmiş. Bize öyle bir oyun oynanmış ki, ne İş Kur’dan, ne de patrondan para alabiliyoruz.
İş Kur’da resmi olarak işyeri açık görünüyor ve fakat kapalı. Bize çifte oyun oynanıyor. Öyle bir oyuna geldik.
YDİ Çağrı: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Hüseyin Erçe: Ben de sesimizi duyuracağınız için daha şimdiden teşekkür ederim.
İşçilere son sayıdan birer gazete verdik ve tekrar görüşmek üzere ayrıldık.
YİD/Mersin, 7 Ekim 2009 ▼